Read طمأنينة by Ahmet Hamdi Tanpınar عبد القادر عبد اللي Online

طمأنينة

نبذة النيل والفرات:يعد هذا العمل من أهم الروايات التي تحمل خصوصيات بداية مرحلة الجمهورية في تركيا، من تأليف الكاتب التركي "أحمد حمدي طانبنار Ahmet Hamdi Tanpinar" الذي يعد أحد رواد الأدب التركي المتعدد الأبعاد في سعيه الدائب إلى البحث عن خصوصية قومية، أو بمعنى آخر استعراض تجليات العالمي وتأثير فلسفة العصر على الفن بالتوازي مع تيار التغريب في القرن العشرين. مقولتان اثنتان تنبذة النيل والفرات:يعد هذا العمل من أهم الروايات التي تحمل خصوصيات بداية مرحلة الجمهورية في تركيا، من تأليف الكاتب التركي "أحمد حمدي طانبنار Ahmet Hamdi Tanpinar" الذي يعد أحد رواد الأدب التركي المتعدد الأبعاد في سعيه الدائب إلى البحث عن خصوصية قومية، أو بمعنى آخر استعراض تجليات العالمي وتأثير فلسفة العصر على الفن بالتوازي مع تيار التغريب في القرن العشرين. مقولتان اثنتان تقولهما الرواية وتقرن بينهما وهما: حب الوطن والإنسان متجولة حول النفس البشرية ومكامنها الخفية. أما زمن الرواية فهو لحظة انفتاح الثقافة التركية إلى مجتمع أكثر حداثة، فجاءت الرواية ثمرة للبنية الاجتماعية – السياسية للعصر الذي ولدت فيه، والأيديولوجيا المرتبطة بتلك البنية، حيث يتجول الراوي في أحياء اسطنبول مستطلعاً طبيعة العلاقات التي يحكمها ذلك الإطار الذي عكس الفترة الأولى من تمازج ثقافة الشرق بالغرب، وتأثير التغريب على مختلف أوجه الحياة ومن بينها "العقل الإنساني". داخل هذا المنعطف التاريخي يقبع "ممتاز" بطل الرواية بين الواقع والذاكرة حيث تولد مأساته في سن مبكرة حين يفقد والديه قبل الأوان؛ فيقضي مرحلة مهمة من طفولته وحيداً، فقد كان يحب الحديث مع نفسه ويتساءل عن معنى وجوده. وبعد أن يصبح شاباً تأخذ حياته منعطفاً جديداً حين يقع في غرام ابنة عمه "نوران" فيظن أن حبه كافياً لخروجه من مأزقه النفسي.. إلا أن واقع الحال يصل بممتاز إلى الاستمتاع باليأس نفسه فكل ما يعرفه عن نفسه أن المصادفات الحزينة سترافقه دوماً "... علمت ممتازاً منذ صغره أنه حين يعتاد على التفكير في شيء مختلف تماماً والشعور به، سيصبح بعيداً عنه ولا يمكن الوصول إليه مثل كل ما يحبه، وكما عرف الحب مرفقاً بفكرة الذنب والموت الحادة، أي عرفه نوعاً من الثواب والعقاب الذي لا يمكن تلافيه (...)". ما تريد أن تقوله الرواية أن الحب هو مزيج من الألم والسعادة، والتعاسة في بعض الأحيان، وهنا يكمن دور الأديب بكشفه لشبكة من العناصر والأحداث التي تتعايش معها شخوص الرواية فجميعهم كانوا يعيشون مع المرض، الموت، والأمزجة المتنوعة المغلفة بفلسفة جمالية حول النظرة عن الحياة أو طريقة العيش. والرواية في النهاية هي هذا التأرجح بين الواقع والماوراء، بين الحقيقة والرمز، بين الحياة والموت، وبين الألم والفرح، الأمر الذي يتجلى في وحدة نصية/سردية متناغمة تتجاوز الزمان والمكان لتقول لنا إننا جميعاً كبشر صُنعنا من مزيج الأحاسيس والعواطف والذكاء والجنون نفسه....

Title : طمأنينة
Author :
Rating :
ISBN : 9786140101388
Format Type : Audio Book
Number of Pages : 456 Pages
Status : Available For Download
Last checked : 21 Minutes ago!

طمأنينة Reviews

  • Ebru Çökmez
    2019-04-28 22:11

    yekpare geniş bir zamanın parçalanmaz akışında,İstanbul’un zamanında çocukluk, gençlik, kaybedişler ve buluşlarda,eli kulağında savaşın tedirginliğinde, doğunun batıya bakışında ve batının itişinde,boğazda bir sandal gezisi ve musiki çığıran münevver İstanbul beyinin başından aşağı mendiller, güller sağanağında, vuslat düşü ve kaybetme korkusunda,benin ve ötekinin, aşık ve düşmanın hep birden hücumunda,geçmiş ve geleceğin bir araya geldiği tam da o yekpare geniş andavuku bulan HUZUR'da ve HUZURSUZLUK'ta taa.

  • nur
    2019-04-29 05:16

    Tek kelimeyle müthiş bir kitap. "Yalnız,insanoğlunda idi ki yekpare ve mutlak zaman,iki hadde ayrılıyor,içimizde bu küçük idare lambası,bu isli aydınlık çırpındığı,çok basit şeylere kendi mudil riyaziyesini soktuğu için,süreyi toprağa düşen gölgemizle ölçtüğümüz için,ölüm va hayatı birbirinden ayırıyor ve kendi yarattığımız bu iki kutbun arasında düşüncemiz bir saat rakkası gibi gidip geliyordu.İnsanoğlu zamanın mahpusu,onun dışına fırlamağa çalışan bir biçare idi.Onun içinde kaybolacağı geniş ve biteviye akan nehrinde herşeyle beraber akacağı yerde,onu dışarıdan seyre çalışıyordu.Onun için bir ıstırap makinesi olmuştu. Bir itiliş,haydi ölümün ucundayız;herşey bitti.Madem ki sıfırın bütününü kırdık,adet olmağa razı olduk,bunu kabul etmek lazım.Fakat hız bizi kendiliğinden öbür hadde götürüyor;hayatın ortasındayız,onunla doluyuz,tekrar hızımızın oyuncağıyız;fakat bu sefer,bu sefer terazi mutlak surette ölüme doğru eğiliyordu.Bütün ıstıraplar kendi misilleriyle artacaklardı...Kendi kendine bir masal uydurmuştu; ona inanıyor, hayatın efendisi olmak istiyordu. Onun için ölümün sofrası oluyordu. Büyük nehirden ayrıldıktan sonra, ilk rast geldiği çukuru dolduran bir su gibiydi. Orada her türlü arızanın, başta kendisi olmak arzusunun kurbanı olacaktı. İnsanoğlunun ıstırabı kadar tabii ne vardı! Şuurla var olmayı, gerçekten var olmayı ödüyordu."

  • Simon
    2019-05-15 23:15

    I started reading 'Seelenfrieden' ('A Mind at Peace', or 'Huzur' in Turkish) nearly two years ago; inspired by Orhan Pamuk's claim that it is "the best Istanbul novel ever written".Everybody who has read Pamuk's 'Museum of Innocence' (still one of my favorites) will recognize the similarities with Tanpınar's work. It is not just that both are stories set in Istanbul, or about lost love; they, too, share their preoccupation with (notions of) time - also as documents of an era (pre-WW2 in the case of Huzur).Both stories, too, share something about their main characters. I have to say, though, that Mümtaz was one of the reasons it took me a long time to finish Huzur. His constant digressions about 'the old music/literature/art', his infatuation with his own philosophical meanderings made me quite strongly dislike him.The other thing that annoyed me throughout the book, but in particular in the part (out of four) dedicated to Mümtaz' lover Nuran, was the characters' image of women. Tanpınar himself, I guess, was not exactly egalitarian in this regard; all too often, especially when Nuran speaks herself, an image of 'weak' women portrayed.All in all, not much of a joy to read (especially given the length of this tome), but interesting too see Pamuk's inspiration.

  • Rıdvan
    2019-04-21 21:58

    Hikaye özetle şu;Mümtaz isimli bir kahramanımız var. Bir yazar. Hayatı sorgulayan neşesiz biri. Kendini, dünyayı ve insanları tanımaya çalışıyor. Sürekli düşünen, karamsar biri. Zira romanda ki herkes biraz böyle. Sürekli sorguluyorlar. Bu karamsarlık dolayısıyla romanın tamamına yansımış durumda. Dolayısıyla bizde okurken sürekli sorguluyoruz. Sadece Mümtaz olup sorgulamıyoruz. Genç olarak, yaşlı olarak hasta olarak, sağlıklı olarak, aşık olarak, kısknç olarak, saf olarak, kötü kalpli olarak.... Ahmet Hamdi okuru tabiri caizse evirip çeviriyor, kılıktan kılığa sokuyor. Ve herşeyi sorgulatıyor bize. Düşünmemizi sağlıyor. Tıkalı damarlarımızı zorlayıp açıyor. Daha once aklımıza gelmeyen bir çok şeyi bize hatırlatıyor ve hatta biraz sınırı aşıp bize öğretiyor da diyebiliriz. Bu açıdan azıcık ders kitabı niteliğide taşımıyor değil kitap.Mümtaz'ın uzaktan akrabası biri var; İhsan. İhsan Mümtaz'ın akıl hocası. Yazarın bize yaptığını İhsan Mümtaz'a yapmış, ve onu yetiştirmiş diyebiliriz. Reelist biri o. Çok duygularına kapılmadan yaşayan ve bu açıdan somut düşünen ve karar veren biri. Özellikle dünya meseleleriyle ve siyasetle ilgileniyor. Burada yazar 2. Dünya savaşı öncesinde ülke siyasetini de ele alıyor. Tamamen objektif yalnız. Sadece bize ülkenin genel fotoğrafını çekiyor. Ve mümkün olduğu kadar kararı bize bırakıyor. Ve Nuran...Mümtaz'ın büyük aşkı...Fahri isminde bir kocası var. Yabancı uyruklu bir kadınla yaşıyor Fahri. Nuranı küçük kızları Fatma'yla bırakıp bu kadınla yaşamaya başlamış. Ve doğal olarak bunun Nuran'da yarattığı etki çok yıkıcı olmuş. Uzun zaman sonra Mümtaz çıkıyor karşısına ve çok derin bir aşk yaşamaya başlıyorlar. Çok saf bir kadın Nuran. "Ben kimseye birşey yapmadım ki neden bu cezayı çekiyorum" havasında. Yanlış sorular soruyor ve cevapsız yaşıyor. Birde Suat var. Romanda çok fazla yer tutmuyor ancak aldığı bir kararla romanın en etkili kişisi oluveriyor. Suat ölümcül hasta. O kadar uzun zamandır bu hastalığın pençesinde ki artık isyan etme noktasına gelmiş. "Alacaksan al canımı da kurtulayım" diye düşünüyor.Bu sağlıksız psikolojide Nuran'a bir aşk mektubu yazıyor. Aşık olup olmadığını kendiside bilmiyor. Anladığım kadarıyla sadec yeniden yaşadığını hissetmek istiyor ve bunuda Nuran'a aşık olarak elde etmeye çalışıyor. Zavallı kadına "huzur" yok. Her ne kadar Mümtaz'la Nuran'ın aşklarından haberdar olsa da herkes gibi, o yine de Nuran'dan bunu bekliyor.Ve muhteşem final...Büyük aşkın sonu...Suat kendini asıyor. Hemde Nuran'la Mümtaz'ın evinde.Bir akşam eve geliyorlar ve Suatı tavanda sallanırken buluyorlar. Bu travmayla Nuran herşeyden elini eteğini çekiyor. Dolayısıyla büyük aşk bitiyor. Mümtaz da ufaktan sıyırıyor. Çok ağır bir kitap. Öyle sular seller gibi okunup geçilecek bir kitap değil. Oldukça detaylı, oldukça "dolu" bir kitap. Ağır ağır okudum. Sindire sndire okudum. Okurkende müthiş keyif aldım. Çok çok ta edebi bir eser. Özellikle bir kaç tane teşbih var kitapta ki mutluluktan gözlerim yaşardı. Örneğin;"Sağ tarafından gelen bir ışık parçası genç kadının saçlarına yapıştı, oradan yavaşça boynuna doğru kaydı, küçük, insane alışık bir hayvan gibi beyaz tenin üstünde hazla oynamaya başladı."Ya da;"Sesi hafif hardalda bırakılmış hıyar gibi garip ve dili yakıcıydı."Herkese tavsiye ederim.

  • huzeyfe
    2019-05-06 03:00

    Türk Edebiyatı'nın en iyi romanlarından biridir, hatta türünün en iyisidir belki de.Ahmet Hamdi Tanpınar müzisyen olmasa da çok iyi bir müzik dinleyicisidir ve musikiyi pek sever. Bu nedenle Huzur dikkatli okuyabilen için bir musiki eseri içinde barındırır, hatta huzur başlı başına bir musiki eserdir.

  • Nathan
    2019-05-10 06:22

    Joshua Cohen identifies this novel as the Turkish Ulysses. "Tanpinar’s great novel also unfolds over 24-hours, but in Istanbul on the eve of World War II. Turkey is torn between East and West just as Mümtaz, an orphan and aspiring writer of historical fiction, is torn between a decaying tradition and his love for the older, divorced Nuran, whose failings and attractions are entirely modern."https://www.thedailybeast.com/a-bloom...I beg to differ. Respectfully of course. I really don't seriously object to this reference point of "Ulysses" or "Joyce". We do the same thing daily with "Kafkaesque" (like the novel I'm reading now, Shadowless--"Hasan Ali Toptaş, 'the Turkish Kafka', playfully challenges ideas of identity and memory in this surprising and beguiling novel." It's like you know when a literary reference begins to get widely misused and abused that its full freight and weight begin to take on significance, like with that one real howler "stream-of-consciousness" (like when they write "stream-of-conscience"!)). Anyways. I don't know if Cohen could've known of it (certainly!) but the Ulysses of Turkey is in fact The Disconnected by Oğuz Atay. A Mind at Peace tasted more of Proust in its interiority while with The Disconnected you have a whole gambit of linguistic and literary styles and genre. The thing about "unfolds over 24-hours" is the least significant facet of Ulysses. It's the range of language. Still and all, A Mind at Peace is a great modernist novel. And should be read along with Tanpınar's other available-in-English novel, The Time Regulation Institute to see an author at work in two very distinct fictional modes.

  • Sevil
    2019-04-28 00:25

    Direnirken okudum. #direngezi

  • Duygu
    2019-05-02 02:21

    Bir başyapıt. Tanpınar'ın neden edebiyatımızdaki en büyük romancı olduğunun kanıtı. Bir Türk trajedisi. (Tanpınar bunu duysa beni sopayla kovalardı herhalde.) Basit bir aşk hikayesinden çok uzakta, bir varoluşun öyküsü. Tefrika edilen versiyonunda Suat bölümünün olmadığı, roman halinde basılırken Suat bölümünün eklendiği göz önünde tutularak okunmalı, spoiler vermeyeyim ama romanın tricky noktalarından biri (belki den en tricky noktası) Suat.

  • Perihan
    2019-05-15 04:14

    “Madem ki okuyorsun dedi, bari en iyisini oku.”Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın Huzur adlı romanı, insanın başta kendisiyle olmak üzere,etrafındaki insanlar ve aşk arasındaki bitmeyen çatışmalarını anlatıyor.Kitapta adının tersine başlı başına bir huzursuzluk ve arayış var.Bazı karakterler ne aradığını bilmiyor, bazıları ise aradığı şeyi bulduğunu fark edemiyor.Anlatım ise bence az biraz durağan ve bazen de sıkıcı... Kesinlikle bir seferde okunabilecek bir kitap değil.Bölüm bölüm okuyup ,üzerinde uzun uzun düşünülecek bir kitap.Bence sonuç olarak okunması çok da kolay olmayan bir kitap .

  • Knjigoholičarka
    2019-04-24 04:01

    Ovo je jedna divna, inteligentna i vrhunski napisana knjiga, ali mene sva ta kitnjasta lepota izražavanja, melanholija, intelektualizam na granici jalovog overthinkovanja i digresiranje ubiše u pojam.Naprosto, sentiment ove knjige nije za mene. "Institut za podešavanje vremena" me neće videti.

  • Gulen
    2019-04-24 05:06

    5 yıldız verip yorumsuz bırakmak olmazdı elbette. Okuduğum en güzel Türk romanlarından biriydi, Mümtaz ve Nuran’ın aşkı üzerinden, 1930ların sonu, II. Dünya Savaşı öncesi İstanbul’una, daha doğrusu İstanbul elitine mükemmel bir bakış vardı. Kitap tamamen Cumhuriyet sonrası eğitimli İstanbul’lu elit tabakanın dünyaya, dünya işlerine, Türkiye’nin ve Cumhuriyet’in durumuna, dine bakışını içeriyor ve günümüzde bile geçerli olan tespitleri okumak insanın içini burkuyor.Ahmet Hamdi Tanpınar’ın muhteşem bir anlatım dili var, uzun tasvirler bazılarına sıkıcı gelebilir, ancak ben çok beğendim, kitabı okurken ilerleyişimde de yazmıştım, Dede Efendi’nin Farahfeza’sını anlatımı o kadar muhteşemdi ki, ilk kez dinlediğimde dahi Ferahfeza’nın parçalarını ayırt edebildim. İyi ki gözüm korkmamış, iyi ki elime alıp okumuşum. Dingin kafa ile okunması gereken muhteşem bir eser.

  • مروان البلوشي
    2019-05-09 03:20

    يقول الروائي التركي أورهان باموك -نوبل للآداب 2006- أن هذه هي أعظم رواية كتبت عن أسطمبول في القرن 20، وأستطيع أن أرى سبب حكم باموك هذا..تكتنف الرواية أرواح متعددة، فهي ملحمة عائلية طويلة عن حياة احدى العائلات الاسطمبولية منذ انهيار الدولة العثمانية وحتى الحرب العالمية الثانية، وهي مليئة بالرغبة بحفظ عالم آيل للانهيار والسقوط. وهي مليئة بالنثر الغنائي الغني بالشوق والتذكر والحنين والألوان وهمسات البشر ورائحة الأرض وسريان الزمن البطيء. وهي قصة حب جميلة في مجتمع شرقي مسلم بدأ يتغرب للتو. الممتع أننا نستطيع أن نتعرف على التوتر الذي أصاب المجتمع التركي لدى تطبيق أتاتورك "لإصلاحاته"، تعطينا هذه الرواية القدرة على أن نعيش الحوار الذي يردده الأتراك داخل عقولهم عن هوية بلدهم، والغرب والشرق، والإسلام، والعلمانية...الخالرواية مهمة وجميلة وتختزل عدة مدارس روائية في جسدها. ملاحظة : مستوى الترجمة يتأرجح أحيانا بين الجيد والضعيف.

  • Orçun
    2019-05-20 21:58

    Yazıldığı dönemin kaygılarını sadece fon olarak kullanmakla kalmayıp bu konulardaki düşüncelerini de kusursuz bir biçimde dile getiren bir roman. Aslında döneminin de ilerisinde. O zaman ve hatta şimdi de modern olarak nitelendirilebilir. Romanın 'Nuran' ve 'Suat' bölümleri Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'ni düşündürdü bana. Romanın detaylarını unutmuşum ama bahsettiğim bölümlerle en azından çatılarının benzeştiğini söyleyebilirim. Mümtaz'ın Nuran ile birlikte yaptıkları şeyleri ve bunlardan aldığı keyfi anlatışı ile Kemal'in Füsun'a dair anılarını melankolik bir biçimde biriktirişinden ve aktarışından söz ediyorum.Bir de bu romanın Şark-Garp karşılaştırmaları, arada kalmışlığımızı tanımlayışı, illa bu ikisinden birine ait olmamız gerekmediğini hissettirmesi güzeldi.

  • Laila
    2019-05-11 23:17

    Gecen sene "Huzur"u okumus ama konsantre eksikliginden ama icerikdeki musikiye olan yabanciligimdan kendimi verememistim. Bu yuzden yaptigim degerlendirme de cok saglikli degildi. Bu ikinci okumamda kacirdiklarima biraz daha yakinim saniyorum. Huzur benim icin Istanbul'u sevdiren, klasik Türk muzigine asik eden yonuyle var artik. Bir de Tanpinar'in essiz betimlemeleri... Nuran, Mumtaz, Ihsan bas karakterler olsalar da ben Emin Dede ile Tevfik Bey'in hayata karsi duruslarindan cok etkilendim. Yeri geldi Suat'a kufrettim yeri geldi acidim... Hikayenin turnusol kagidiydi belkide.Simdi sirada Mahur Beste var... Sevgili tavsiyesiyle keyifle okuyacagima emin oldugum. Artik biliyorum ki kafanin sakin oldugu, dogru zamansa okunan Tanpinar eseri hayat icin bir kazanc. Iyi ki okumusum...

  • eyfiti piti
    2019-05-07 04:23

    "-insanlıktan ümit kesmedim, fakat insana güvenmiyorum. bir kere bağları çüzüldü mü; o kadar değişiyor, o kadar kurulmuş makine oluyor ki... bir de bakıyorsun ki, o sağır ve duygusuz tabiat kuvvetlerine benzemiş... harbin, ihtilalin korkunç tarafı, asırlarca gayretle, terbiye ile, kültürle yendik sandığımız bu kaba kudreti birdenbire başı boş bırakmasıdır."

  • Fethi Naci
    2019-05-04 23:23

    #25Huzur, Türkçede okuduğum en güzel aşk romanı... içiçe iki aşkın romanı, birbirini besleyen, geliştiren iki aşkın: Mümtaz Nuran'a olduğu kadar, İstanbul'a da aşıktır... Tanpınar'a rağmen, ağır basan Mümtaz-Nuran ikilisinin aşkı oluyor; yalnız ağır basan da değil, Huzur'u bir roman olarak yaşatacak, sürdürecek olan da...Tanpınar'ın kendine özgü bir anlatımı, bir üslubu var... Tanpınar'daki üslup kaygısının sahnede 'rol çalan' bir oyuncunun bir anlık beğenilme uğruna oyunun bütününe zarar vermesi gibi bir etkisi oluyor. Üslup kaygısı, kişileri, olayları izlemeyi güçleştiriyor. 'Şairane' söz etmek merakı roman üslubuyla bağdaşmıyor... kimi söz 'buluşları'na pek hayran, onları tekrarlamaktan alamıyor kendini... Şairane ve süslü söz etmek merakı roman kişilerinin konuşmalarına da zarar veriyor... Bir de 'felsefe yapmak' ya da 'büyük laf etmek' merakı var Tanpınar'ın, felaket!Ayrıntıları seviyor Tanpınar ve alabildiğine ustaca kullanıyor. Müthiş bir 'göz'ü var Tanpınar'ın... Huzur'u okurken, Tanpınar'ı yazı yazarken değil de hep elinde kamera çalışırken düşündüm, dikkati özellikle 'ayrıntı çekimi'ne yönelik bir sinemacı...Tanpınar kadınları da büyük bir ustalıkla anlatıyor; hem ruhsal çözümlemelerde o ustalığını sürdürüyor, hem kadınların dış görünüşünü anlatmakta. Tanpınar'ın kadın giyimi konusundaki dikkatini hiçbir 'erkek romancı'mızda görmedim.Tanpınar'ın Doğu-Batı adı altında yapmaya çalıştığı şey, geçmişimizi toptan yadsıyan küçük burjuva bürokrat görüşü ile geçmişin kültürünü tanımış ve sevmiş, 'kökü mazide olan ati' (Yahya Kemal) olmak isteyen aydının görüşünü uzlaştırmak gibi görünüyor ilk bakışta. Ama 'uzlaştırmak' bile denemez buna; küçük burjuva bürokrat görüşün özüne hiç dokunmadan, bu görüşü halkı yönetimi dışında bir 'nesne' gibi gören anlayışını olduğu gibi alarak, sosyal sınıfların varlığını yadsıyan görüşünü olduğu gibi alarak, 'devlet'i küçük burjuva bürokratıyla özdeşleştiren görüşü olduğu gibi alarak, 'mazi'yi bu görüşe bir pudra gibi, bir allık gibi sürmek, böylece bu görüşü daha sevimli hale getirme çabasına girişmek... Bir romanda, bir mesele konmak isteniyorsa, bu meselenin doğru konması bile başlı başına önemli bir şeydir; çözüm yanlış olabilir, o başka mesele. Ama Tanpınar meseleleri, çözmek bir yana, doğru da koyamıyor. Bunun için o sayfalar dolusu tartışmalardan bizde kalan tek şey şu oluyor: Cumhuriyet aydınlarının Cumhuriyet döneminin başarısızlıkları karşısından soyut düşünce düzeyinde kalan tedirginlikleri, arayışları, 'huzur'suzlukları... Ama bu tedirginliklerin, bu arayışların bir 'kaçış'la içiçe olduğu da pek açık: Tarihe kaçış, musikiye kaçış, İstanbul'un güzelliklerine kaçış...

  • E.berre
    2019-05-07 01:14

    Huzur için "Huzursuzluğun romanı" diyen zat, romanı bir cümlede özetlemeyi başarmış. Tanpınar'ın enfes dili, ki bunca uzun cümleyi, bıkmadan usanmadan, cümleden koparsam da mazallah geri dönemezsem dedirterek pür dikkat okutmak herkesin harcı değil. Kitapla ilgili çok yerde çok yazı bulunabilir. Bu yüzden benim görüşümün de pek bir önemi yok. Sadece şunu söylememde yarar var, ben Huzur'u okumaya 2004de başladım. 2 kere bitirmeyi denedim ama olmadı. Araya azıcık bir şey girse tıkanıp kalıyor devam edemiyordum. Kendimi veremiyordum belki. Belki de fazla üzüleceğimden korkuyordum. Sonra geçenlerde Mahur Beste'yi okuyup, tadına doyamayınca 3. Huzur seferine başlamanın zamanı geldi dedim. Şimdi bitti. Demek ki Huzur'u okumanın zamanı 8 senede gelmiş. Söylediği sözlerin çoğuna katılsam da, Ahmet Hamdi bize "hangi haldeyken ne yapmamamız ve huzurumuzu nasıl kaçırmamamız gerektiğini" anlatıyor aslında. Ve bu fikri doğrulamak için fikrin zıttını kullanıyor. Ve son olarak kitabın özeti bence şu sözdedir:"Ona göre insan ruhunun en az tahammül edebildiği şey, -belki daha ötesi olmadığı, kendimize mühlet vermeden yaşamağa mecbur olduğumuz için olacak- saadettir. Istırabın içinden geçeriz. Tıpkı çalılık, taşlık bir yolda yürür, bir bataklıktan kurtulmağa çalışır gibi ondan sıyrılmaya çalışırız. Fakat saadeti bir yük gibi taşırız ve bir gün farkında olmadan yolun bir ucunda, bir köşeye bırakırız."

  • Özgür Tekin
    2019-05-16 22:08

    Debussy'ler, Wagner'ler bir yerde, Dede Efendiler, Itriler diğer tarafta. Bünyemizde sürüp giden çelişkinin müsebbibi olan her iki kültüre de hakim Ahmet Hamdi ve bu mücadelede batıya da kıymet veriyor ama doğuya kıyamıyor, adeta onu kayırıyor. Onun çok önemli bir meseleyi vaktinden önce keşfettiğinden mütevellit hak ettiği yerde olmadığını söylüyor. Batılılaşmaya karşı değil ancak bunun tümüyle geleneklerimizden vazgeçerek olamayacağını öne sürüyor. "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" de cumhuriyetin batılılaşma mücadelesinin nasıl çuvallayacağını anlatıyordu.İkinci Tanpınar romanıyla birlikte kafamda bir profil oluşmaya başladı ama ne yazık ki bu kitabı oldukça deneysel ve darmadağın buldum. Karakterler, fikirler, bölük pörçük olaylar savruluyor sayfaların arasında. Kitapta tek bir karakter duygusal bir etki uyandırabildi. Ama yazarın bu karakter, Suat, üzerinden yarattığı etkinin gayri ahlaki olduğunu düşünüyorum. Bir yazarın gecenin bir vakti yatağına yorgun argın yatmış bir okuruna, bir romanda okuduğu bir karaktere küfürler savurtmasının ayıp olduğuna inanıyorum. Hayatımda ilk kez bir roman kişisine ağız dolusu küfür etmiştim ki bunun yazara küfretmek olduğunu anlayınca sözlerimi geri aldım.Kitabın bir yerlerinde Mahur Beste üzerine yoğun övgüler üzerine kendimi, gecenin bir yarısı Eyyübi Bekir Ağa'nın Mahur Bestesini gözyaşları içinde dinleyip anlamaya çalışırken buldum. Müjgan ile bağlantısına hiç bulaşmadım.Tanpınar'ın bu kitaba "Huzur" ismini vermiş olmasını da hastalıklı mizah anlayışına yoruyorum.

  • Zafer Kucukcoban
    2019-04-29 22:16

    Huzuru okumak her köşebaşında karşınıza hayret ve hayranlık uyandıran yeni bir manzara/mimari eser çıkan dört başı mamur bir şehirde gezinmek gibi. Saatleri Ayarlama Enstitüsünde olduğu gibi yazar sadece muhteşem zenginlikte bir dil ve üslupla yazmıyor, aynı zamanda kendi döneminin, yakın ve uzak geçmişin (belki de geleceğin) olay ve fikirlerini kendi sağduyulu süzgecinden geçirip aktarıyor. Gündelik siyasetten felsefeye, sosyolojiden ilahiyata çeşitli disiplinlere referanslar içeren kusursuz bir şiir aslında bu roman. İki büyük savaş arasında hatta ikincisinin hemen evvelinde, Türkiye'nin büyük bir dönüşümden geçtiği, ne geçmişinden tam anlamıyla kopabildiği ne de yeniyi tam olarak benimseyebildiği karmaşık bir dönemini anlatmak başlı başına zor bir iş ancak yazar bu zorlu uğraşın üstesinden bir senfoni besteler gibi geliyor. Hazır formülleri kullanmak yerine, kendi özgün fikirlerini geliştirerek, çağına tanıklık etme cesaretini gösteriyor ve bu sayede aslında Türkiye'nin bugün bile henüz tam olarak çözülememiş sorunlarının kökenine ışık tutuyor. Ve bütün bunları, bireyi yadsımadan, merkezine bireyleri oturtarak yapıyor. Bu kitap ve Tanpınar bana kalırsa Türk romanının en yüksek zirvelerinden birini temsil ediyor ve bu zirveye bırakın ulaşmayı, yaklaşmayı bile başarabilen eserlerin sayısı çok az.

  • Donna
    2019-05-21 05:04

    299 of 446 pleasantly dreamlike but when I read a synopsis by another Goodreads reader and realized every event, including a suicide went right over my head. I threw in the Turkish towel. I enjoyed the details about the characters' pursuit of folk music, and roots. But what suicide? And that was his cousin's wife he was planking? How did I miss that? I was reading this in a lot of waiting rooms during a health crisis (all is well now). Maybe that distracted me. It was a beautiful object to carry with me. Was my ear cocked for my name too much so that I missed everything? Really my favourite part was the ferry boats. They take a lot of ferries in Istanbul. That was thing I liked about Seattle. And i found it comforting to attach Seattle to Istanbul via ferry boat time. Seattle is another story where I missed everything. The city just went over my head except for the boats and blue water. Perhaps that's the lesson here. I read a book during a crisis and the book gave me what I needed at the time and nothing else. Ferry boats and blue water. Railings for leaning and watching cities. The wind in my hair.

  • Baklavahalva
    2019-04-23 02:22

    Not a book to speed through... I read it over the course of a month, at least. The main character sees his father shot to death, has to escape with his mother from Anatolia to Istanbul, is squeezed between her and a really hot young widow on a refugee-camp bed, has her die, and finally arrives in Istanbul to stay with his bookish cousin who eventually gives him Baudelaire to read. Are we surprised then that he falls head-over-heels for a hypereducated young divorcee, that they walk around Istanbul in a cloud of mysticism and modernist painting, talk intellectual history and attend private performances of traditional music, and are afraid of a tubercular nihilist acquaintance ruining it all for them? The translator invents a beautiful English to convey Tanpinar's Ottomanisms (or, regular Turkish as he saw it, since he refused to follow the dictates of the purist movement).

  • Puna Baris
    2019-05-01 01:19

    Okuması oldukça zor bir roman ancak, sıkıldığınız anlarda dikkatinizi tekrar toplayıp okuyunca, ne denli büyük bir edebiyat denizinde yüzdüğünüzü anlıyorsunuz. Her cümlesi sanat dolu, her açıdan kocaman bir roman. Bu yüzden sıkıntıya yenilmeden okumaya devam edilmesini, hem gerçek bir yazın lezzeti almak, hem de yaşadığımız yeri iyice anlamak için tavsiye ederim. Kendinizi motive etmek zor olursa, ülkemizde uzun zamandır unutulmuş bu roman hakkında, aşağıda sabırlı yabancı okuyucular tarafından yazılmış yorumlara bakın derim. 4 yıldız verme sebebim, 5 yıldız ve fazlasını Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ne saklamak istediğimden :)

  • Burcu
    2019-05-02 22:23

    Huzur arada kapagi acilip alti cizilmis cumlelerin tekrar tekrar okunacagi basucu kitaplarindan biri. Dildeki akiciligi olsun tasvirlerindeki zenginlik olsun kitaptan buyulenmemek mumkun degil. Tanpinar 'in dildeki ustaligina Klasik Turk musikisi bilgiside eklenince ortaya fevkalade bir anlatim cikmis. Oyle ki yazarin ferahfeza ve mahur besteyi anlattigi satirlarda besteler kitabin sayfalarindan adeta cikip kulaginiza fisildaniyor. Mumtaz ve Nuran’in ask hikayesine sevineyim mi uzuleyim mi bilemedim en nihayetinde cok cesur bir ask oykusu oldugunu dusunuyorum. Roman okuyucuyu romantizmin, melankolinin doruklarinda dolastirirken birdenbire realitenin kucagina oyle bir birakiyor ki hayal dunyasindan uyanip kendinizi birdenbire gercek hayatin icinde buluyorsunuz. Mumtaz'in aska dair bu dusunceleri de bu gercekciligi yerli yerinde ve beklenmedik bir bicimde pekistiriyor. “…Ya hep, ya hic… Fakat tabiatta ne hep ne hic vardi. Hep veya hic beraber olduklari zaman, insan kafasinin o terazi mukemmeliyetinin bir sakatligi oluyordu. Bu harikulade cihaz kendi mukemmeliyetinde sasirinca bu muadele cikardi. Veya onu dustur taniyanlara, bu mudil hayati onun zaviyesinden gorenlere! Bu hendesi noktada insanoglu butun hayatin kendi elinde oldugunu sanirdi. Cunku bu oyle bir noktadir ki, orada yalniz kendimiz variz. Daha dogrusu bir animiz. Cunku- hep veya hic-i biz dahi biraz kendimizde derinlestirdik mi, terazi mucerret mevazenesinden kil kadar uzaklasti mi unutur, azaplarin, aldatici hayallerin, umitlerin, pismanliklarin dunyasi baslardi. Ya hep, ya hic. Hayir, her seyden biraz…”Butun bunlarin otesinde kitapta beni en cok etkileyen unsur, karakterlerin detayli ve uzun felsefi diyaloglari oldu. Bu tartismalar kitaba oyle ustaca giydirilmis ki ve en ufacik bir yapaylik, bayagilik yahut zorlama bulmak mumkun degil. Tam tersine, bolumlerin icerisinde ilerledikce bir ask hikayesinden bir Istanbul masalina sonra birden bir felsefe kitabina geciyor, adeta uc farkli kitabi icice okuyor gibisiniz. Ihsan karakterine ise gercekten hayran kaldim. Bence bu karakter ve hatta kitapta resmedilen diger aydinlar (bazi yorumlarin aksine) genc cumhuriyette daha dogrusu yasadiklari donemin kosullarinda aradiklarini bulmadiklari icin –huzursuz- degiller. Aksine olmasi gerektikleri gibiler. Aydin aydin yapan da zaten her kosulda bir adim otesini dusunmek degil midir? Bunu da Ihsan’in su sozleri cok guzel ifade ediyor “…Ben evvela ruhumun hatta maddemin tesekkulunu istiyorum. Onlarin istedigi her tarikatte esastir. Fakat bir milletin hayati bir tarikat degildir ki… Ben ki bu kadar ictimaiyim; Fransa’da olsam ben de ferdin pesinden dolasir, ona cemiyete ragmen kendisi olmasi imkanlarini dusunurdum. Yahut sunu bunu… Her halde mevcuttan memnun olmaz, kendimce buldugum eksigi tamamlamak ister, onun mucadelesini yapardim. Turkiye’de Turkiye’nin ihtiyaci olan seyi dusunuyorum…”

  • Geoffrey Fox
    2019-04-30 06:04

    This lyrical evocation of Istanbul on the eve of the second world war is experienced through eyes, ears and mind of a young man especially sensitive to the terrible conflicts of its recent past, the city's two-faced identity (looking toward Asia and toward Europe), the country's economic backwardness, the beauty of the Bosphorus and of the homes, some splendid, some ruinous that border it, the sharp class divisions and the powerful ties of family. The young man is Mümtaz, orphaned in the war against the Greeks in 1923 and now, in 1939, 27 years old. Besides the city itself and its music, especially the traditional türküs and Ottoman classical music, the chief influences on him are his much older cousin İhsan, his professor and his guardian since his early ophanhood; Nuran, a beautiful divorcée with a lovely singing voice, two years older than Mümtaz, who was his fiancée in the previous summer but now has abandoned him and left him hopelessly forlorn; and Suad, another cousin, terribly smart, cynical, and tormented. Their conflicting passions and their doubts are a gigantic, complex metaphor for Turkey itself. The translation is quite elegant, though the translator has a penchant for some unusual English words ("luculent" is a favorite) and resorts often to the Turkish words in the descriptions of boating on the Bosphorus and other passages. It is a moving and ambitious book, that can be appreciated by any reader but will be most fully appreciated by those famliar with the music that is evoked almost throughout.

  • Nihal Vrana
    2019-05-17 22:16

    Sanirim cok buyuk beklentilerle basladigim icin hayalkirikligina ugradim. Aslinda tam savas oncesinin ruh halini oldukca iyi yansitiyor ama kitabin kurgusundan kaynaklanan bir akicilik sorunu var. Bittigini bildigimiz bir iliskinin nasil gelistigini okumak; metne bir afakilik veriyor. Ozellikle de Mumtaz ile Nuran'in iliskisinin cokta ozel bir yani olmamasi metni bir nebze bos kiliyor.Aslinda musikiyle, sehrin baglantisi film medyumunda daha rahat anlatilabilecek bir durum; hele ki aradan gecen 70 yilda bahsi gecen sarkilarin neredeyse tumunun gunluk kulturden kayboldugu dusunuldugunde. Bu sekilde cok etkili olabilecek muzik arkaplani simdiki zamanin okurunun elinde olmayan cahilligine saplanip kaliyor.Cumhuriyet aydininin "Huzursuzlugu" temasi da Turkiye'nin bitmek bilmeyen bir sorunu zaten ve bugun bile anlamli. Gerci su anda sarkacin oteki ucuna savrulmus durumdayiz (Gecmisi mitolojiye cevirip; ortaya cikan hayali kayitsiz sartsiz sahiplenme durumu); ama 40'lardan bir sesle bu sorunu dinlemek yine de ilginc. Son olarak bazi kelimlerin Turkce'de daha az kullanilir olmasi iyi olmus; uzviyet saglam cirkin bir sozcuk mesela.Beni cok etkileyen bir kitap olmadi; ama sanirim bu Saatleri Ayarlama Enstitusunun asiri iyiliginden kaynaklaniyor. Cok sey bekliyor insan.

  • Rüçhan
    2019-05-03 00:19

    Tanpınar'dan okuduğum ilk kitap. Kitabın zor olduğunu daha önce yorumlarda okumuştum. Mümkün olabildiğince boş kafayla, anlayarak, kitabı tartarak okumaya çalıştım. Buna rağmen zor, çok zor bir kitap. Karmaşık ruh çözümlemeleri, Tanpınar'ın ağır betimlemeleri birleşince ortaya elde edilmesi zor bir hazine çıkmış. Elde etmesi zor ama kitabı bitirmeyi başarırsanız ulaştığınız hazine eşsiz. Tanpınar, bir kere, muazzam bir genel kültüre sahip. Kitabın her sayfasında bunu hissediyorsunuz. Her sayfada musikîye, tarihe, resime, heykele bir atıf var. Kimi yerlerde çok can alıcı tespitler var 1939 Türkiyesi üzerine. Okurken çok şey öğrendim. Herkese tavsiye ediyorum ama herkesin okuyamayacağı bir kitap olduğunu da biliyorum. İyi bir edebî birikiminiz yoksa bu kitabı okumayı bir müddet erteleyin.

  • Mehmet Buğra
    2019-05-05 00:04

    ''mümtaz o yaz, insan ruhunun olduğundan çok hür sanıyordu. her an kendimize sahip olabileceğimize inanıyordu. bu demektir ki, hayatın gafiliydi.''''insan hayatı buydu. yaşamak, başkaları tarafından muhasara altına alınmak, yavaş yavaş boğulmaktı. yaşamak...''''zaman geriye dönmez. fakat insan yine bilinen şeyden istenen şeye doğru hayal kuruyor.''''ıstırap günlük ekmeğimizdir; ondan kaçan insanlığı en zayıf tarafından vurmuş olur, ona en büyük ihanet ıstıraptan kaçmaktır.''''bütün fecaat, insanın, insanla karşılaşa, karşılaşa en sonunda kendini tanımıyacak hâle gelmesi.''''çünkü hâdiselerle beraber biz de değişiriz; ve biz değişince mazimizi de yeni baştan kurarız.''''şu dünyada etrafımızdaki şeylere ne kadar az sahip olabiliyoruz.''

  • Ruba AlTurki
    2019-05-15 06:23

    طمأنينة؛ الرواية التي أخذت وقتاً طويلاً ساحرا لأقصى حد..لاتتحدث الرواية عن الاشخاص بقدر ما تجعلك تعيش في اسطنبول في الاماكن والازمنة والتفاصيل الممتعة، إن كنت تحب التفاصيل والوصف فهذه الرواية مناسبة لك..لكن هذا لايعني أنك لن تجد قصة هنا! ستجد بدل الواحدة ثلاثاً وربما أكثر.. الشخصيات فاتنة أعجبتني بالذات ماجدة وتمنيت أن يكون لها أدوار أكبر ...فيها شيء مني لو استطيع ان اتحدث عنها اكثر لما توقفت، لكن سأفسدها حتما. لذا، اقف هنا.

  • Asli Cansiz
    2019-04-26 01:22

    Proust'un lezzetli anlatımına hayranlığını her fırsatta zikretmekten çekinmeyen Tanpınar'ın, aynı hazzı satır satır bizlere tattırdığı bu eseri defalarca okumak gerekiyor anlaşılan... Öyle cümleler var ki, okuyanın ruh halindeki her ufak değişim, onu farklı bir algıya sürükleyecek, algısındaki her ufak değişim ise okuduğuna farklı anlamlar yükletecek ve bu böyle sürüp gidecek...

  • Baris Balcioglu
    2019-04-24 21:59

    Sıkıntıdan ölmüşüm okurken. Ama o kadar çok seveni var ki bir gün yine okumak zorunda kalacağım sanırım.