Read Albayım Beni Nezahat ile Evlendir by İlhami Algör Online

albaym-beni-nezahat-ile-evlendir

"Al bu elmayı Nezahat" diyebilirdim, "sende bu ad oldukça istersen sıfır numara kel, istersen at kuyruklu olurum. İnce bıyıklı tek dişi altın olurum. Meftun olurum, meczup olurum. Uzaklara bakarım, çıtımı çıkarmam. Nasıl söyleyeceğimi bilmem susarım. Susmak üzerine konuşmak gerekse, beni çağırırlar, oturur susarım. Dolmabahçe saat kulesiyle, Çırağan Sarayı ile konuşurum. D"Al bu elmayı Nezahat" diyebilirdim, "sende bu ad oldukça istersen sıfır numara kel, istersen at kuyruklu olurum. İnce bıyıklı tek dişi altın olurum. Meftun olurum, meczup olurum. Uzaklara bakarım, çıtımı çıkarmam. Nasıl söyleyeceğimi bilmem susarım. Susmak üzerine konuşmak gerekse, beni çağırırlar, oturur susarım. Dolmabahçe saat kulesiyle, Çırağan Sarayı ile konuşurum. Duvarlara yazılar yazarım gizli gizli: 'Albayım beni Nezahat ile evlendir.' Sülüs yazarım, kufi yazarım, latin yazarım. Gotik yazamam. Yağ satarım, bal satarım, ustamı öldürür ben satarım. Yemeden içmeden kesilir, alık olurum. Adımı sorsan duymaz olurum. Kötü olurum, iyi olmam Nezahat. Ya bu adı değiştir ya da al bu elmayı. Bende sevdiklerince terk edilme endişesi, kafayı yemeye meyyal haller var. Al bu elmayı Nezahat. Yüzünde göz izi var."...

Title : Albayım Beni Nezahat ile Evlendir
Author :
Rating :
ISBN : 9758457152
Format Type : Paperback
Number of Pages : 99 Pages
Status : Available For Download
Last checked : 21 Minutes ago!

Albayım Beni Nezahat ile Evlendir Reviews

  • huzeyfe
    2018-12-16 06:06

    Ilk kitaptan kesinlikle daha iyi degil. Sanirim ucuncuyu okumak icin epey bekleyecegim. Bu kitap cok daginik geldi. Arada bir cok guzel yer denk gelecek diye beklemek gerekiyor. Guzel metaforlar ilginc tabirler var elbet ama derli toplu olsa ve yogunlugu artsa daha kaliteli bir kitap olabilirdi.

  • ilknur a.k.a. iko ◬
    2018-11-29 10:12

    2,5'tan biraz zorlama yükselttim.hiç düzenlemedim, html fln hak getire. belki bi gün.“Acaba Atlantis’i mi arasam?” diye düşünürdüm. “Bu durumda Bağdat ne tarafta kalır acaba?” diye düşünürdüm.Şey deyim mi; büyülü gerçeklik ile sürrealizm arasında gidip gelen (illa bi yere ait olmak zorundadır edebiyat eserleri çünki), hayat hakkında fikri olmayan ve kendi başına davranabilmeyi isteyen esintili mizaçlı yazarın aslında meselenin ne olduğunu, şehrinin türlü manzaralarında, öykü içinde öyküyle, karışık bir kafayla arayışı? gibi afilli bi laf falan. Kısa kesersem bu kitabın kurgu özeti olur anca.Ama benim ‘hayellerim’ kırıldı onu napıcaz’?Benim için en can alıcı sorun şu oldu: bizim 2 yazarımız var, biri üçlemenin asıl yazar İlhami Algör, diğeri bu üçlemenin karakteri olan ve henüz kitabı olmayan yazar (HKOY); işte sorun, Algör’ün bu diğer yazarı sürekli sollamaya çalışır gibi, araya girer gibi kendisi hissettirmesi satırlarda. Çünkü zaten kitabın başında ‘yazarın kaygıları’ üzerine ironik bir muhabbet geçiyor, ortalarda çocukluğa ve Suriçi’ne inmemeler, ocağı dağılmış yeniçeri dili vesaire.Zaten ben yazarkazma ile HKOY aynı kişi mi yoksa Algör’ün ta kendisi mi, ayrı kişilerse ortağın kim olduğunu, yoksa yazarkazma’nın aslında şehirden hikayeler toplayıp götüren yazar mı, kitabın anlatıcısının HKOY mı yoksa yazarkazma mı yoksa şehirden hikaye toplayan yazar mı, hala anlamadım. Anlamış gibi yapıyor ve HKOY diyorum.Dışarıdan bakınca evet HKOY’ın gibi görünebilir bütün bunlar ama ilk kitap düşünme âlemiydi, daha irdeleyici, gözlemci, fikirsel, kaotik ve sürrealdi; bu ise düşünce âlemi, daha aktarıcı, ifade eden, savsal, dağınık ve yine sürreal. Dağınık olsa da bi şekilde bağlıyor birbirine, çok küçük şeylerle, bazılarını kapsanız da bazılarını yakalamak zor oldu ya da ben uydurdum o bağı (sf 13 turuncu sarı ışık, sf 53 amber ışığı).Kitapta dikte var gibi ama çok soluk bi durum bu. Şöyle ki kitapta bir kentten görebileceğiniz pek çok mekanın manzarası, mimarileri var; meydanlar, heykeller, farklı milletlerden evler, sahiller, vapurlar, hamamlar, dükkanlar, vitrinler, tezgahlar,,, tüm bunların müslümanlısı, hristiyanlısı, türklüsü, hilalli-kurtlusu, falanca milletlisi bolca varken (direk kitaptan alıyorum) ‘marksist-leninist-istalinist’li ve kırmızı üzerine orak-çekiçli olan iki tane yalnızca. Üstelik kısacık, üstelik bi olayları, üzerine anlattığı bi hikaye yok. Sanki bizim HKOY’ın -Suriçi ile civarında ve sahillerde oluşunu da geçtim kentte ayak bastığı her köşe sol karakterlerden arındırılmış gibi, hani var da, dicek çok bişi yok der gibi. Halbuki diğerleri üzerine paragraflarca anlatacak şeyi var. Özellikle alay eden, eleştiren yazılar değil bunlar kesinlikle, iddia dahi edemezsiniz ama verdiği örnekler, anlattığı manzaralardan çıkarıyorsunuz. ‘Ben sadece söylüyorum ama anladın sen’ hesabı. Çünkü yukarıda bahsettiğim yazar kaygıları, dil vb muhabbetinin canlı örneği gibi. Hayır şu da var, ben kent plancısıyım, kent sosyolojisi ve mekan-insan üzerine konuştuğumda takdir aldım hep hocalardan, elimde değil eleştirmek.Öykü içinde öykü demiştim; genellikle birkaç sayfa uzunluğunda ‘geçmiş zamanın yeterliliği’nde, ‘geniş zamanın hikayesi’nde ya da ‘gelecek zamanın hikayesi’nde örülmüş (“olabilirdik”, “olurduk”, “olacaktık” gibi), keşke daha uzun olsa dediğim metinler bunlar. Zaten bu kiplerde olduğu için daha vurucu, bunların manzaraları, insan analizleri, kendiyle muhabbeti daha güzel. Yani ben Algör’ün HKOY için yarattığı öyküyü sevmedim ama HKOY’ın kendisi için yarattığı her monolog, her iç konuşmayı fazla sevdim. Aşırı sevdim, dilini daha bir aşırı sevdim.İlhami Algör’ün en sevdiğim yönü, bence tasvirleri; manzaralardan tutun, basit şeylere kadar: ‘kurşun geçirmez cam rengi bakıyordu’, ‘havada erimiş insan sesleri’, ‘kurdele kıvrımlarıyla dolaşan şarkının sözleri’ gibi. Zaten kitabın durmak bilmeyen yönü bu, arttıkça çeşitlenen, çeşitlendikçe kaş kaldıran, uzadıkça tadı başka şey bu tasvirlerle ballanıp kaymaklanıyor. Bu yüzden çok seviyorum yazarın dilini.Bu öyküleri çıkarınca ortada kalan, yani aslında Algör’ün öyküsünün fikri üzerine de çene çalmak istiyorum. Hayat hakkında bir fikrim yok kahramanın, Nedir, mesele nedir diye sorup duruyor, Kendi için olanı istiyor (Müzeyyen veriyor bu aklı), istediği de kendi başına davranabilen hikaye kahramanı olmak, asıl gayemiz bu. Ama kahraman, hep bir işaret gören, görmeyi beklerken, şartlar hep hikayenin kahramanı olmaya iterken bu arayışını hep birilerine sorarak, kentte arayarak, el kitaplarına bakarak ve sıkışınca kalbinin konuşan ağzına kulak vererek bulmaya çalışıyor. Arada da sarışını, Nezahat’ı yakalamak. Sürekli işaret bekleyen, yahut gördüğünü sanan, kalbini, çatıdaki usta ile kediyi, uzun kiprikli kuşu, kentten bi elamanı dinleyen biri nasıl kendi başına davransın. Ki zaten şartlar insanı her zaman hikayenin kahramanı olaya iterken, işte sırf bu yüzden bir kahraman kendi başına davranamaz. Mesele bu bence. Ama, hayat hakkında hiçbir fikri yok.Kitapta şu geçiyor: “Söz ettiği şeylerin birbiri ile bağlantısı yoktu. Br fikirde durma nedeni, sanki başka bir fikre geçmek içinmiş gibi, sonsuza kadar konuşacakmış hissini veren bir ritim ile akar, akmayıp uçuşurdu.” HKOY bunu çatıdaki usta için diyor, halbuki kendisi. Belki de gerçekten kendisidir.Çatıdaki usta ve ateşböceklerini düşünen biri nasıl sahaf gibi bir bayatlığa düşebilir, öyle son yazan biri nasıl böyle bir akış anlatabilir kafam almıyor. Bu yüzden diyorum işte Algör bizim HKOY’ı sollayamaya çalışmış diye (ama HKOY tur bindirmiş o ayrı), bilinçli ya da bilinçsiz, mesele bu değil.“Peki,” dedim kendi kendime, “kimse benden istemediyse şu salak kuşu niçin çizip duruyorum?”Size çıkarıp test kitapları ve okul defterlerinden yırtılmış anısal değeri olan kağıtları göstersem, göreceğiniz tek şey göz, son birkaç yıl içinse ek olarak burun olur. Neden ulan neden çizip duruyorum.Albayım-esintiyleiko

  • Burcu
    2018-12-04 11:17

    Ilhami Algor'un romani postmodern edebiyat anlayisinin "oyuncu" dogasi ile kendi kendine referans veren bakis acisini bir araya getiren keyifli bir metin. Hikayesini arayan bir roman kahramaninin motajlanmis anlatilar arasinda dolanarak bir cesit kimlik arayisina girmesi neseli bir uslupla verilmis. Ozellikle bu tarz metinlere merakli olanlarin begenecegini dusunuyorum, ama daha gelenekci anlatilari -yani duzgun bir hikayesi, gidisati ve varis noktasi olan- tercih ediyorsaniz bu roman pek size gore degil.

  • Mustafa Aiglon
    2018-11-26 10:56

    Hikayesini arayan bir kahramanın hikayesini arama hikayesi diyelim biz buna.

  • Kurtlu
    2018-12-14 13:07

    "rüzgarı kendinden menkul" kahramanımızın kafası bu kez daha da karışık. sokaklarda eli kıçında dolaşırken hikayesini arıyor ama karşısına çıkan kahramanımsıların yüzünde hep bir hayal kırıklığıyla birlikte "nedir, mesele nedir?" sorusuyla karşılaşıyor. nezahat'i ararken araya taş kuş giriyor, kuşu ararken nezahat görünüp kayboluyor. gelen aslında gidiyor, giden aslında geliyor. kendi ipini kesemeyen, yazgının rüzgarında savrulan bir kahraman bu kahraman. hikayenin karanlık tarafı bazen bir bıçkının ağzından yazılmış tayfun pirselimoğlu romanı okuyormuşum izlenimi yarattı. okunması keyifli miydi? evet! herkes sever mi? hayır!

  • booksofAhu
    2018-11-23 11:51

    İlhami Algör'ün okuduğum ikinci kitabı. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku gibi bu kitabı da beğenmeye hazırdım ama olmadı. Kötü diyemem ama eh işte benim için..Hikayesini bulmaya çalışan hikaye kahramanın ne olsam nasıl olsam koşturmacası. Birçok şeye üstü kapalı ama yeterince açık referans veren ama bir yere varmayan kısımlardan oluşuyor da denebilir.elimde 2 kitabı daha var onları da okuduktan sonra bir daha alır mıyım kitabını emin değilim..

  • Ali
    2018-12-15 14:13

    Capcanlı, coşkulu, yürek burkan, adamın canını sıkan bir kitap. Çok güzel sıkan bir kitap. Üçlemenin ikinci kitabı. İlk kitap Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, son kitap da Kalfa ile Kıralıça.

  • Ece
    2018-11-24 08:12

    Kısacık bir kitap olmasına rağmen, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'ya göre okunması daha güçtü benim için. Hikayede her yerden bir şeyler çıkıyor. Kuşlar, taşlar konuşuyor. Akıcı olayların yer aldığı bir metin değil. Kısacası "Hayat hakkında bir fikrim yok" diyen bir ruhun serbest atışları..

  • Mehmet Dönmez
    2018-11-19 08:58

    İlhami Algörün filme de uyarlanmış "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" romanının devamı da sayılabilecek kısa romanı, novellası. Kitapla ilgili yorumlar çok olumlu, ben haliyle kılçık atmak istemiyorum, üsluptaki serbestliğin takip etmemi biraz zorlaştırdığını belirtip çekileyim.Yine de kitaba ve yazara kayıtsız kalmamak için yeterli gerekçe var: Şimdi buraları hiiiç okumayacak o şahsın, zamanında üslubumu İlhami Beye benzeterek bana iltifat etmesi; kitaptaki o güzelim çizimler, sayfalardan fışkıran hin göndermeler ve, şurada hazırladığım palylistten de dinleyebileceğiniz kitapta geçen enfes TSM şarkıları gibi: https://open.spotify.com/user/metusme...

  • Utopian
    2018-12-09 08:14

    Nedir, mesele nedir?

  • Beyza
    2018-12-13 11:15

    "Nedir, mesele nedir?""Bilmem, hayat hakkında fikrim yok."

  • Berfu Osan
    2018-11-25 09:14

    Hikayesini arayan hikaye kahramanının hikayesi...Ya bende bir sorun var ya İlhami Algör bana göre değil ya da gerçekten kötü yazıyor. Toplamda 108 sayfa olan İletişim Yayınları'ndan çıkmış versiyonunu okuyamadım. Kendimi zorladım, zorla bitirdim. Böyle keyifsiz okumalar yaptığımda elime başka kitap bir süre alamıyorum keza "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" kitabında da aynı hayal kırıklığını yaşamıştım. Ne diyelim, postmodernizm bu olmamalı albayım..

  • Cansu
    2018-11-20 07:51

    Ayraç kullanmadan 3 saat civarında bitti, söyleyeceklerim bu kadar albayım :)

  • Doğukan Doğu
    2018-12-06 12:59

    Usta ve Margaritadan beslen tabi abi senin de hakkın ama madem hamuduyla besleniyorsun Türk Edebiyatının jön karakter ihtiyacına vurmak için madem bu kadar derin bir nefes çekiyorsun o zaman nakavt'a hazırla bizi yoksa hiç gereği yok be İlhami Abi. Fakat Müzeyyen hala benim için değerli yegane İlhami Algör kitabı olarak kalacak

  • lazyjazzy
    2018-11-30 07:55

    Sabrımı zorlayan bir yapıt oldu, üstelik 15. sayfadan öteye gidemedim bile. Bu adamın neden bahsettiğini anlayan ve/veya azimle devam edip anlamaya çalışacak babayiğitlere tavsiye ederim. Sanırım, derdini dolambaçsız, algı karmaşası yaratmayarak ancak dilin ustalığıyla ve incelikle anlatan yapıtları tercih ediyorum.

  • Ece
    2018-12-09 08:12

    İlhami Algör'ün bu ikinci kitabını da beğenmedim, atlaya atlaya okudum artık sonlarını. Seven varsa gelsin bulsun beni, bu karmaşık dili anlamadım ben, gerçekten anlayan anlatsın.

  • Kidd
    2018-12-09 12:07

    Çok iyi yazılmış, eğlenceli bir kitap. Algör'ün bence en iyi romanı.

  • Haluk
    2018-12-10 07:13

    Kafası karışık kahraman, kafası karışık hikaye. "Hayat hakkında hiç bir fikrim yok."

  • Meltem
    2018-11-21 11:55

    "Buradan bakışla gidiyor olan, gittiği yerden bakışla geliyor olabilir."